Bartın’a Kaçış: Bolu Ormanlarında Kaybolduğumuz Motosiklet Yolculuğu
- Tanju Hatipoglu
- May 6
- 3 min read
Updated: Jun 13

İki haftadır bu geziye çıkmaya çalışıyorduk.
İlk hafta hava kötü göründü, vazgeçtik. Sonra hava açtı.İkinci hafta “bu sefer kesin gideriz” dedik, gerçekten fırtına koptu.Artık yeterdi.
Bazen insanın sadece motosiklete binip uzaklaşması gerekiyor.İş, toplantılar, telefonlar, aynı döngü… Bir noktadan sonra zihnin boşalmaya ihtiyacı oluyor. Bu gezi tam olarak bunun içindi.
Tarih: 06.05.2026.
GPS dosyaları hazırdı. Garmin’e rotaları yükledim. Bataryalar dolu, ekipman tamam. Yağmurluklar, kışlık eldivenler, içlikler, zincir, hoodie’ler, tişörtler, küçük not defteri… Drone’lar bile hazırdı: Ron ve Sony bizimle gelecekti.
Plan ilk başta farklıydı.Cuma sahilden Bartın’a gidecek, cumartesi Bolu üzerinden Sapanca’ya geçecek, orada bir gece kalıp mangal yaptıktan sonra pazar İstanbul’a dönecektik.
Ama Bolu ve Karadeniz plan sevmez.
Cuma güneşli, cumartesi yağmurlu görünmeye başlayınca rotayı tersine çevirdik. Dönüşü duruma göre ayarlamaya karar verdik. Belki Sapanca’ya bile uğramayacaktık.
Sabah 06:00 – Otoyol Sessizliği

Sabah 6 civarı TEM’de buluştuk.
Ben Opet Mehmetçik Vakfı Dinlenme Tesisi tarafındaydım, Özkan biraz gecikmişti. Kısa bir kahvaltının ardından Düzce’ye kadar tempolu bir otoban sürüşü yaptık.
Düzce’de kısa bir mola ve benzin dolumundan sonra asıl rota başladı.
Önce sakin köy yolları vardı. Sonra bir sapak kaçırdık.
Ama o sapağı kaçırmamak zaten neredeyse imkânsızdı. Sağ tarafta küçük bir köyün içinden geçip eski bir köprüyle nehri aşmanız gerekiyordu. GPS doğruyu söylüyordu ama gözleriniz “buradan mı gerçekten?” diye soruyordu.
Döndük, köprüyü bulduk ve devam ettik.
Asfalt kısa süre sonra stabilizeye, stabilize de orman yoluna dönüştü.


Bolu Ormanlarının İçinde
Sağımızdan ve solumuzdan akan nehirler, eriyen kar sularıyla inanılmaz bir debiye ulaşmıştı. Yolun birçok kısmı zaten akan suyun içindeydi.

TDoğanın güzelliğini anlatmaya çalışmanın çok anlamı yok. Bazı yerleri tarif etmek yerine yaşamak gerekiyor.
İlk drone uçuşlarını burada yaptık.
Ve aynı zamanda her drone pilotunun yaşayacağı o klasik anı da…
Dar alanda uçuş.
Ağaçlar.
Panik.
Bir ses.
Pervanelerden biri gitti. Kollardan biri kırıldı. O an tek korkum drone’un nehre düşmesiydi çünkü oraya düşse bulmamız imkânsızdı.
Sonradan öğrendiğimize göre zaten orada drone uçurmak yasakmış.
Bolu ormanları bize kısa sürede birkaç ders vermeye başlamıştı bile.
“Bu Yol Büyük Motor Yolu Değil”
Bir noktada ormancılarla karşılaştık.
Bize ileride yolun daha da kötüleştiğini, geçidin kapalı olduğunu ve yukarıda hâlâ kar bulunduğunu söylediler. Özellikle ormancı kampından sonra sola sapıp asfalta bağlanmamızı önerdiler.
Biz yine devam ettik.
Çünkü GPS hâlâ ileri diyordu.
Ormancı kampını bulduk. İlk sola çıkan yol ise tam bir enduro parkuruna benziyordu. Açıkçası bize mantıklı gelmedi ve düz devam etmeye karar verdik.

Tabii birkaç kilometre sonra neden o yolu önerdiklerini anlamış olduk.
Yol artık “zor” değil, doğrudan büyük adventure motorlara uygun olmayan bir hâl almaya başlamıştı. Çamur, taş, dar geçişler, su geçişleri ve sürekli eğim…
Muhtemelen bir Trans Euro Trail rotasına girmiştik.
Yaz ortasında hafif enduro motorlarla eğlenceli olabilecek bir rota, mayıs ayında büyük ADV motorlarla ciddi bir mücadeleye dönüşmüştü.
Bir süre daha devam ettik.
Sonra yol tamamen akan suyun içine dönüştü. Kar suları tepelerden iniyordu. Zorlu bir tırmanışın sonunda ormancıların yolu kütüklerle kapattığını gördük.
Orada durduk.
Ve geri döndük.
Bazen macera devam etmek değil, doğru anda vazgeçebilmektir.

İki Buçuk Saatlik Sapma
Geri dönüş düşündüğümüzden uzun sürdü.
Yanlış rota denemeleriyle birlikte yaklaşık iki buçuk saat sonra tekrar o köy köprüsüne ulaştık. Sonrasında Bartın’a sahil tarafından gitmeye karar verdik.
Ereğli, Zonguldak ve ardından küçük köy yolları…
Yol boyunca birçok terk edilmiş yerleşim gördük. Özellikle Kandilli tarafı inanılmaz bir atmosfere sahipti.
Bazı evlerin tüm camları kırılmıştı.Bazıları terk edilmiş endüstri bölgelerini andırıyordu.Karadeniz’in sisli havasıyla birleşince ortaya neredeyse post-apocalyptic bir görüntü çıkıyordu.
Bartın Akşamı
Akşam saatlerinde sonunda Bartın’a ulaştık ve Fatma Hanım Konağı’na giriş yaptık.
Eski ahşap bir konak.
Odalar küçük ama karakterliydi. Önceki gelişimizde neredeyse giyinme odası büyüklüğünde odalarda kalmıştık. Bu sefer ikinci katta biraz daha geniş bir oda denk geldi.


Bartın küçük bir şehir. Gerçekten küçük.
Otuz dakika içinde merkezi yürüyerek bitirebiliyorsunuz. Gençler motosikletlerle tur atıyor, piyasa yapıyor, herkes birbirini tanıyor gibi.
Akşam yemek için Taşhan tarafına gittik. Rezervasyon gerekir mi gerekmez mi emin değildik. Sorduk, “gerek yok” dediler.
Tabii ki yer yoktu.
Sonuç olarak sokakta kebap yedik.
Sonra küçük bir bara girdik. İçeride neredeyse kimse yoktu. Bar sahibi bile kendi birasını içiyordu. İkinci katta cam kenarında sigara içiliyordu.
Yorgunduk.
Çünkü o gün yaklaşık 13 saat motosiklet sürmüştük.
Dönüş: Sahil ve Sessizlik
Ertesi sabah kahvaltı oldukça sıradandı. Rafadan yumurta, beyaz ekmek, küçük paket tereyağı ve bal…
Sapanca planını tamamen iptal ettik.
İç bölgelere girersek yağmura yakalanacaktık. Sahil tarafı ise açık görünüyordu. O yüzden Karadeniz kıyısından dönmeye karar verdik.

Ve bazen en doğru karar budur.
Yağmura girmeden, acele etmeden, sadece yolu izleyerek dönmek.
Ava tarafında pide yedik, sonra bir çay molası verdik ve İstanbul’a doğru devam ettik.
Vücut inanılmaz yorulmuştu.
Ama ruh…En azından biraz temizlenmişti.
Bu Gezinin Öğrettikleri
Bu yolculuktan birkaç şey öğrendim:
Garmin’de topoğrafik harita olmadan off-road rota okumak büyük eksiklik.
Karadeniz’de mayıs ayında “kolay” rota diye bir şey yok.
Büyük adventure motorlar her yere gider ama her yerde mutlu olmaz.
Drone’u dar alanda ve nehir kenarında uçurmak kötü fikir.
Ve bazen en iyi yolculuklar planladıklarınız değil, kaybolduklarınızdır.
Yılın ilk gezisi buydu.
Biraz sert başladı.
Ama galiba tam da ihtiyacım olan şey buydu.











Comments